10 Ocak 2012 Salı
8 Ocak 2012 Pazar
dementor's kiss
".. You can exist without you soul, you know, as long as your brain and heart are still working. But you'll have no sense of self anymore, no memory, no... anything. There's no chance at all of recovery. You'll just-- exist. As an empty shell. And your soul is gone forever ... lost."
-- Remus Lupin
-- Remus Lupin
15 Aralık 2011 Perşembe
sing a happy happy happy happy happy happy song
"Actual happiness always looks pretty squalid in comparison with the over-compensations for misery. And, of course, stability isn't nearly so spectacular as instability. And being contented has none of the glamour of a good fight against misfortune, none of the picturesquennes of a struggle with temptation, or a fatal overthrow by passion or doubt. Happiness is never grand..."
-- Mustafa Mond, Brave New World
-- Mustafa Mond, Brave New World
2 Aralık 2011 Cuma
of Beren and Lúthien
Tinúviel! Tinúviel!
He called her by her elvish name;
And there she halted listening.
One moment stood she, and a spell
His voice laid on her: Beren came,
And doom fell on Tinúviel
That in his arms lay glistening.
He called her by her elvish name;
And there she halted listening.
One moment stood she, and a spell
His voice laid on her: Beren came,
And doom fell on Tinúviel
That in his arms lay glistening.

As Beren looked into her eyes
Within the shadows of her hair,
The trembling starlight of the skies
He saw there mirrored shimmering.
Tinúviel the elven-fair,
Immortal maiden elven-wise,
About him cast her shadowy hair
And arms like silver glimmering.
Within the shadows of her hair,
The trembling starlight of the skies
He saw there mirrored shimmering.
Tinúviel the elven-fair,
Immortal maiden elven-wise,
About him cast her shadowy hair
And arms like silver glimmering.
Long was the way that fate them bore,
O'er stony mountains cold and grey,
Through halls of iron and darkling door,
And woods of nightshade morrowless.
The Sundering Seas between them lay,
And yet at last they met once more,
And long ago they passed away
In the forest singing sorrowless.
O'er stony mountains cold and grey,
Through halls of iron and darkling door,
And woods of nightshade morrowless.
The Sundering Seas between them lay,
And yet at last they met once more,
And long ago they passed away
In the forest singing sorrowless.
-- J. R. R. Tolkien
24 Kasım 2011 Perşembe
♪ ♪ dedim ya ♪ ♪
Böylesine dolu dolu dolu ağlamadı hiçbir kucakta hiçbir baş,
Ve hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi.
Hiçbir akşam o akşam gibi kanarcasına batmadı o güneş,
Ve hiçbir güneş onları bir daha bu biçim, bu biçim, bu biçim görmedi..
Ve hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi.
Hiçbir akşam o akşam gibi kanarcasına batmadı o güneş,
Ve hiçbir güneş onları bir daha bu biçim, bu biçim, bu biçim görmedi..
23 Kasım 2011 Çarşamba
fatal
It's scary, yeah
I think I need some hypnotherapy, yeah
'Cause when you stare at me
I wanna take over your body, like, like, like it's Freaky Friday
I wanna take you to a dark place
Make you, make you, make you do it my way
It's scary, yeah
I think I need some hypnotherapy, yeah
This thing is so very
I want you so bad, it's scary
Baby, I want you so bad, it scares me
So scary
So scary
So scary, yeah
Oh, so scary..
20 Kasım 2011 Pazar
iyi ki doğdun
22 Eylül 1945
Kitap okurum:
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim:
içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim:
karşımda sen oturursun,
çalışırım:
karşımda sen.
Sen ki, her yerde "hâzırı nâzır"ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin:
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
23 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi...
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!..
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?..
24 Eylül 1945
En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...
30 Eylül 1945
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel
şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
1 Ekim 1945
Dağın üstünde:
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var
dağın üstünde.
Bugün de:
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti
bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı:
gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
10 Ekim 1945
Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
--Nâzım Hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

